K. Deniz Öğüt: William Gates’in yancısı Pinokyo Burunlu Özkök


Davos, mutad toplantı nedeniyle yine bir foseptik çukuru halinde birkaç gündür; okuyoruz aktarılan kadarını.

TÜSİAD üyesi ve Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök de orada. Köşesinden, izlenim yazmış.

Yazısının “Evet Davos’un ciddi kulisleri böyle” dediği yere kadarki kısmında ciddi olan nedir, dişe dokunur ne vardır, okuyanın insafına, değerlendirmesine bırakıyorum. Hemen ardından eklemiş: “Şimdi gelelim gecenin asıl sürprizine.” Hadi gelelim!

SG Trip“Bill Gates’in kurduğu yardım kuruluşu olan ‘Global Fund’ın çerçeveli yemeğine bir uğrayayım” demiş Özkök ve “iyi ki uğramış”mış.

Bence de isabet olmuş, çünkü William Gates’i önemserim; yaşamının farklı cephelerine Özkök kaleminden bile olsa, kısa bakışlar atmanın zararı olmuyor. Gates’in, kendisine yenilerde yakıştırılan “hayırsever” (”philanthropist” diyorlar İngilizce) sıfatının gereklerini yerine getirirkenki çevresini biraz tanımak, iyi bir şey ne de olsa. Hayırseverliğe giriş dersi olarak da okunabilir.

Özkök yazıyor: “Kapıda eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve eşiyle karşılaştık. Onlar da Rebekah Brooks’un iyi arkadaşı olduğu için, bir süre yeni doğan çocuğunu konuştuk.” Blair çifti gibi, Özkök’ün de “iyi arkadaşı” olan bu Rebekah Brooks, hatırlayalım, gizli telefon dinletmeleri nedeniyle başı belaya girip, işi bırakmak zorunda kalan, Rupert Murdoch adlı medya patronunun bir dönem sağ kolu, “manevi evladı”, pis işler müdiresi bir kişi. William Gates’in hayır işinin yemek daveti kapısında, davetlilerden üçü bu ortak arkadaşlarının yaptığı doğumdan falan konuşuyorlar. Filantropi böyle bir şey: yoğun duygusal ortam daha girişte insanları etkilemeye başlıyor, kriminal ahbaplar hatırlanıyor.

SG TripÖzkök yazıyor: “Tam o sırada kapıdan biri girdi ki ne diyeceğimi şaşırdım. Rolling Stones’un efsane solisti Mick Jagger… Bütün hayatım boyunca beni en çok etkileyen müzisyen…” Öyle diyorsa, etkilemiştir; orası benim konum değil. Ama, Rolling Stones konserinde olmadığımıza göre ve Özkök’ün hayran hayran Jagger’ın pembe gömleğinden, kırmızı spor ayakkabılarından, “Çok ‘cool’ bir adam” oluşundan söz etmesinden de anlaşılacağı gibi konu müzik dışına zaten kaymış, “davetli bir kişi” olarak Jagger bahsine gelmiş madem: Bu şahıs müptezelin biridir. Bana inanmayın bu konuda, ben az bilirim de; örneğin Keith Richards adamını biraz bilir herhalde; kitabını yazmış konunun! Bu Mick Jagger, Microsoft’a, Windows 95′in pazarlama kampanyasında kullanmaları için şarkı satmamış mıydı, milyon dolarları cebe indirip? Satmıştı. İşte şimdi de, Gates’in bir başka tanıtım etkinliğinde boy gösteriyor, konu mankenliği yapıyor. Yukarıda da görmüştük, filantropi çevrelerinde ahbaplıklar sağlam oluyor.

Özkök yazısının ilerleyen kısımlarında anlatıyor: “Yemeğin sonuna doğru, Global Fund’ın pazarlama direktörü Claudia Gonzales kulağıma eğildi ve ‘Sakın ayrılma, buradan ilginç bir yere gideceğiz’ dedi. Gece yarısına doğru birlikte çıktık ve kaldığım Schatzalp Oteli’nin arkasındaki şaleye gittik. Orada küçük bir salonda beni hayatımın en büyük sürprizlerinden biri bekliyordu. ‘Rolling Stones’un kuruluşunun 50. yıldönümü partisi’ yapılıyordu. Otuz kişilik küçük bir partiydi.” “Global Fund” dediği, William Gates’in “hayır kuruluşu”. Hayır işinde “pazarlamacı” çalıştırılması kulağınıza garip gelirse, takılmayın fazla; filantropi işlerine sizin aklınız ermez. İyi ama Gates’in bu hayır pazarlamacısı, elin adamının grubunun yaşgünü için niye masalardan adam topluyor, kafasına göre? Ona ne? Türkçesi, bu defa da Rolling Stones adını, geçmişini pazarlıyor bu kadın, patronu namına. Biricik filantropi; sen ne yüce bir şeymişsin! Zaten öte türlü, Rolling Stones’un 50. yılı kutlanacak ve ona da hepi topu 30 kişi çağrılacak ve onlardan biri de Ertuğrul Özkök olacak, ha! Diğerleri de Arthur Sulzberger, Jill Abramson, hele hele Kai Diekmann gibiler olacak! İşin aslı: Claudia Abla, sadece yemeğe katılmasını sağlamakla Mick Jagger’ın etinden, sütünden gereğince faydalanamadıklarını düşünüyor; bastırıp parayı bir dağ köşkü kiralıyor, otuz kişi doldurup içeri; biraz içki, biraz müzikle eğlendirmek istediği insanlara Mick Jagger satıyor. Ama yalan yok, pazarlama elemanı cevval. Ben William Gates’in yerinde olsam, bunu elden çıkarmamaya gayret ederim. Jagger, zaten bu işlere itirazı olan bir tip değil; anlaşılan. Uzatmayalım: Jagger da böyle bir konuk işte.

Dağ köşkünden tekrar yemeğe dönüp, Özkök’den dinleyelim:

SG Trip“Biraz sonra yemek başladı. Birinci masada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Bill Gates, Tony Blair’in eşi ve Georges Soros oturuyor. Onun hemen yanındaki masanın başında ben oturuyordum. Sol yanımda Norveç Kralı, sağ yanımda ise eşi vardı. Hayatımda bu kadar sempatik ve alçakgönüllü iki insan görmedim. Ben daha otururken, çok sıcak bir ifadeyle merhaba dediler. Arkamdaki masada Mick Jagger oturuyordu. Biraz sonra fırsatını bulup o masaya geçtim.”

Birleşmiş Milletler dediklerinin ne menem bir teşkilat olduğu, başına hiç şaşmadan ne karakterde şahıslar getirildiği zaten belli; Ban Ki-moon da yakışmış yemeğe. Soros için hiç bir şey demiyorum, ne söylesem eksik olur; değerlendirmenize bırakıyorum. Fotoğrafta da göreceksiniz, William Gates sağına oturtmuş George Soros’u. Ağaya saygı, o derece.

Geçerken söylemiş olayım: Birleşmiş Milletler Web sitesine inanılırsa, yemek davetine Ban Ki-moon ve William Gates birlikte evsahipliği yapmış. Protokolünüzü sevsinler! Yemek William Gates’in yemeği. Davetiyeye Ban Ki-moon’un adını, “BM Genel Sekreteri” ünvanı gösterişli olur diye yazmışlardır. Bizde de oluyor ya: Cumhurbaşkanımızın himayelerinde… O hesap. BM Web sitesinden başka “ortaklaşa evsahipliği”ni ciddiye alıp da yazan yok ha. O protokolün bir iyi yanı şu oldu: Yemekten üç dört kare fotoğraf, BM Web alanında bulunuyor. Basına fotoğraf çekme izni verilmemiş; belli. Nihayetinde, Gates davet sahibi, Soros da onun sağında oturuyor.

SG Tripİyi hoş da, Ertuğrul Özkök’e niye Pinokyo Burunlu dedim başlıkta? Şundan: Özkök’ün solunda bir adam, sağında onun karısı oturuyormuş ya; hani Özkök hayatında bu kadar sempatik insanlar görmemişmiş. Özkök’e “merhaba” diyen çift canım. Kim onlar? Özkök’e kalırsa, “Norveç Kralı ve eşi”. Bana kalırsa, değil. O gün kralın eşi (kraliçe diyelim artık şu kadına; Kraliçe Sonja) memleketinde Kanada’yla ilgili bir resim sergisi açılışındaydı. Adam o gün ne yapıyordu bilemem; bir gün önce kayak yarışı mıdır nedir, öyle bir etkinlikte olduğu için, muhtemelen, sarayda yorgunluk atıyordu.

Fotoğrafta o sandalye görünmüyor, Özkök’ün gerçekten o yemekte olduğu ve sağında solunda Norveç kraliyet ailesinden birilerinin oturduğu varsayımıyla yazıyorum: Ertuğrul Bey’in solundaki kişi Norveç Veliaht Prensi Haakon, sağındaki de onun karısı Mette-Marit. Prens, Davos tezgahının “gençlik örgütü” gibi bir zımbırtıyla uğraşıyor; Türkiye’den Egemen Bağış, Özlem Denizmen gibi kişilere “Genç Küresel Lider” sıfatları dağıtıyorlar. Karısı, biraz saf gibi, Twitter’ın hoşluklarını keşfetme sürecinde olduğunu, William Gates’in ne kadar iyi bir insan olduğunu falan anlatıyor gazetecilere. Çift bu. Ortada kral yok, kralın eşi yok; var da, onlar Oslo’da. “Bir gün, sağımda kraliçe, solumda kral; lâflıyoruz; sonra ben bunlardan sıkıldım; arka masadaki şarkıcının yanına geçtim” durumu söz konusu değil.

Bu uydurmayı yazan da, davetlilerden TÜSİAD üyesi ve büyük gazeteci olanı.

Hepiniz birbirinize o kadar yakışıyorsunuz ki!

Not 1: Özkök’ten yaptığım alıntılarda, orijinal yazıda her cümle bir paragrafa dönmüş düzeni bozdum. Bitiştirdim. Alıntı raconuna uymuyor belki ama geri zekalılar tarafından geri zekalılara uygun istifte yazılmış yazıları böyle alıntılayacağım. Öte türlü, yere yazık oluyor.

Not 2: Yemek, gerçek filantroplara yaraşır bir sadelikte cereyan etmiş gibi. Özkök’un olduğunu düşündüğümüz yerin önünde, onunla çağla kral ve çağla kraliçenin orta yerine bakarsanız masadaki tek yiyeceğin, küçük bir tabak domates dilimleri ortasına iki kaşık haydari gibi bir şey olduğunu görebilirsiniz. Kendi sorunlarımı unuttum, adamlara üzüldüm. Burada üçüncü sınıf pavyonlarda daha iyi ve bol meze var. Gates’le Soros’un masa da aynı. Adamlar yumruk mezesiyle içiyor şarabı. Ama, helal olsun; hayırsever yemeği böyle olmalı. Pazarlamacı Abla, o kısmı doğru ayarlamış.

Not 3: Sayın Özkök, siz o “henüz kraliçe olmamış ama muhtemelen ileride olacak” kadını bir daha gördüğünüzde söyleyin, saçı her ne renkse, sarıya (veya daha sarıya) boyatmaktan vaz geçsin. Norveç gibi yerde, sarıysan sarısın zaten, tonunu elleme; değilsen, daha iyi, doğal olarak değişiksin. Yapmasın öyle. Boyaya vereceği parayı, hayır kumbarasına katsın. Bak kocası hesabî adam; akşam yemeğine giderken gündüz giydiği ceketi, gömleği bile değiştirmiyor.

Comments are closed.